24 Mayıs 2014 Cumartesi

‘Baycan’ın bağlılığı kelimelerle ifade edilemez’

FERHAT ARSLAN - AĞRI 24.05.2014 / Fırat Haber Ajansı

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla 8 kişilik 1. Barış Gurubu içerisinde  ‘Barış Elçisi’ olarak Türkiye’ye gelen İsmet Baycan, Muş E Tipi Kapalı Cezaevinde geçirdiği kalp krizi sonucu yaşamını yitirmişti. Yaşamını yitirilişinin 11. Yıl dönümünde yol arkadaşı Barış Gurubu Üyesi M. Şirin Tunç, Baycan için, ”İsmet Arkadaş yiğit bir arkadaştı. Sayın Öcalan’a, Kürt halkına olan bağlılığı kelimelerle ifade edilmez” dedi.


Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın çağrısı üzerine 1 Ekim 1999’da Türkiye’ye gelen Birinci Barış ve Demokratik Çözüm Grubu üyelerinden İsmet Baycan 24 Mayıs 2003’te bulunduğu Muş Cezaevinde geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetti.

Ölümünün 11. yıl dönümünde Ağrı’nın Doğubeyazit İlçesinde mezarı başında anılacak olan Baycan’ı Barış Grubunun bir diğer üyesi, yol arkadaşı M. Şirin Tunç ANF’ye anlattı.

Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan’ın çağrısı üzerine Barış Gurubu Üyesi olarak İsmet Baycan ile Türkiye’ye geldiniz? O süreci kısaca anlatır mısınız?

Sözlerime başlarken İsmet Baycan arkadaşın şahsında tüm Mayıs şehitleri önünde saygıyla eğiliyorum. Barış sürecinin mimarı Sayın Öcalan’ı selamlıyorum. 1999 süreci karanlık bir süreçti. Kürt halkı yeniden bir doğuş gerçekleştirmişti tam bu süreçte Kürt halkının tüm dünyada özgür geleceği karartılmak isteniyordu. Özellikle 15 Şubat 1999’da tüm dünya emperyalist güçler ve bölgesel gerici güçler Sayın Öcalan’ı İmralı Adasına derdest ederek Kürt Halkının özgür geleceğini karartmak istediler. O dönem zorlu bir süreçti. Uluslararası komplo aslında 1998 yılında başlamıştı. Kürt halkı bu zorlu süreci gerek dağda gerek zindanlarda gerekse Avrupa’da birleşerek bu sürece nasıl yanıt olabiliriz noktasında bu temelde bir yaklaşım içerisine girdi. Zindanlarda ve Avrupa’nın değişik ülkelerinde yediden yetmişe yüze yakın yoldaşımız bedenlerini cayır cayır ateşe verdi ve ateş topuna getirdi. Yüz binlerce halkımız önderliğine sahip çıkarak güneşimizi karartamazsınız şiarıyla büyük bir direniş içerisine girmişti. Mücadelenin tüm alanlarında büyük direniş vardı çünkü ölüm kalım meselesiydi. Herkes şunu düşünüyordu; Kürt halk önderi yakalanmış Türk devletine teslim edilmiş, kısa sürede yargılanıp idam edilecek, bu beklenti içerisindeydi. Yani tarihin yeniden tekerrür edilmesi isteniyordu. Herksin hafızasında bu vardı. Bu uluslararası komployu hazırlayanların planında da bu düşünce vardı ama Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan tüm bu planların hepsini yerle bir ederek bu halkın özgür geleceğini ve bu topraklarda barış geleceğini inanıyordu.

Sayın Öcalan, 22 Eylül 1999 tarihinde de 'Demokratik cumhuriyete destek ve iyi niyet adımı' olarak bir grup PKK'linin Türkiye'ye gelmesini istemişti. Bunun üzerine 1 Ekim 1999 tarihinde sizin de içerisinde bulunduğu 8 kişilik Birinci Barış ve Demokratik Çözüm Grubu, Geli Şîn köyünden Türkiye'ye giriş yaptı.

Evet. Sayın Öcalan, 1999 yılında İmralı Adasında o zorlu ortamda Demokratik Cumhuriyet projesini Kürt ve Türk halklarının kardeşliği temelinde bir takım gerillanın dağdan ve bir gurup arkadaşımız da Avrupa’dan barış sürecine katılmasını istemişti. Sayın Öcalan’ın her sözü her gerilla ve diğer arkadaşlar için bir talimattı ve bu şekilde algılandı. O süreç PKK Konsey üyeleri tarafından ciddi bir şekilde tartışıldı. 1 Ekim 1999 yılında, PKK Konseyinin 4 mektubu ile birlikte Türkiye’ye gelme durumumuz oldu. Bugün şehadet şerbetini içmiş İsmet Baycan arkadaşımızda bu gurubun içerisindeydi. Konseyin gerek Cumhurbaşkanlığına, Başbakanlığına, Meclis Başkanlığına ve Genelkurmay Başkanlığına sunulmak üzere hazırlandığı 4 mektupla birlikte Şemdinli’nin Gelişim Boğazından gelmiştik.

8 kişilik 1. barış grubu üyeleri olarak, örgüt üyeliğinden 4 Ekim'de tutuklanarak Muş E Tipi Cezaevi'ne gönderildiniz, atılan adımlara karşılık tutuklandınız.

8 kişilik gerilla gurubuyla Şemdinli’de giriş yaptık. Habur’u aşan bir yerde bir asker gurubu bizi karşıladı, aralarında Asayış Genel Komutanı da gelip bizi karşılamıştı. Bu sürede bazı formaliteler sonucunda bizlerle yoğun tartışmalar yaşandı. Tartışma sırasında bir subayın sözü çok önemliydi ‘barışı büyük insanlar yapar, sizin başkanınız bunu başardı’ demişti. Bu topraklarda ilk kez barış tohumları yeşeriyordu. Sonuç itibariyle helikopterlerle Van asayişinde 4 günlük bir sorgu sonucunda mahkemeye çıkartıldık ve tutuklandık. Yargılamalar sonucunda 15 yıldan 22 yıla hapis cezalarına cezalandırılmak istendik. Tarihten günümüze kadar hep şu yaşanmış; barış elçileri tutuklanmamıştır ama ne yazık ki mevcut sistem tarafından tutuklanmıştı.

İsmet Baycan’ın yaşamını yitirdiği döneme tanıklık edenlerdensiniz. O süreci anlatır mısınız?

İsmet Arkadaşımız yiğit bir arkadaştı. Önderliğin her sözü onun için talimattı ve bir emirdi. Bu arkadaşımızla dağdan tanışıyoruz. Hoş sohbetine gerek dağda gerekse zindanda tanık oldum. Sayın Öcalan’a olan bağlılığı, Kürt halkına olan bağlılığı kelimelerle ifade edilmez. Böyle bir yönü vardı her zaman yoldaşları ile birlikte hareket eden her türlü yardımı eden bir arkadaştı. Bu arkadaşımız cezaevi sürecinde tüm arkadaşlara güç olmasını biliyordu. Kendisine verilen cezayı da gülerek karşılıyordu. ‘sizin bu cezanız bizi fazla bağlamaz, biz barış için geldik, bu topraklarda barışın gelmesi gerekiyor’ demişti. Son mahkeme çıkışında da onların yüzüne gülümseyerek ‘siz ağır cezaları verebilirsiniz ama biz barış için başımızı bu yola koymuşuz bu vereceğiniz cezalar bizi bağlamıyor’ demişti. 24 Mayıs 2003 yılında İsmet Baycan arkadaşımız kalp krizi geçirmişti, başka koğuşlarda doktor arkadaşlarımız olmasına rağmen müdahale edilmesine izin verilmemişti. Ve İsmet arkadaşımız yaşamını yitirdi.

Kürt halkının varlık ve yokluk mücadelesinde tarihsel rol oynayan İsmet Baycan, arkadaşları üzerinizde nasıl bir etki bıraktı?

Hiçbir kişisel çıkar ve hesabı olmayan İsmet Baycan arkadaşımız o karanlık süreçte düğüne gider gibi barış projesine katıldı ve karşı tarafı tanıdığı için tutuklamasını da biliyordu ama hiç tereddüt etmeden Önderliğinin sözünü hiç çekinmeden yerine getirdi. Yaşamını yitirdiği anda söylediği söz; ‘Önderliğime ve halkımız selamlarımı söyleyin, istenilen düzeyde onlara laik olamadım’ idi. İsmet arkadaşı kelimelerle ifade edemem. Özellikle Mayıs şehitlerinin olduğu bir dönemde İsmet arkadaşı kaybetmek bizim için büyük bir kayıptı, çünkü bu arkadaşımız yaşamış olsaydı yapacağı büyük şeyler vardı. Ona olan bağlılığımız Kürdistan’ın dört bir yanında ve Türkiye topraklarında barış çalışmamız devam ediyor.

Sayın Öcalan tekrardan yeni bir barış süreci başlattı. Barış meclisi olarak çalışmalarınız da bu çerçevede devam ediyor?

Bizler yeni bir süreçteyiz, bu süreç çok önemlidir. Sayın Öcalan 2013 Newroz’unda yeni bir süreç başlattı. Bu süreç heba olmaması gerekiyor. Herkes Sayın Öcalan’a kulak vermeli, bizzat Kürt halkı yediden yetmişe barışın yeşermesi için gecesini gündüzüne katarak sorumluluğunu yerine getirmesi gerekiyor. Şehit İsmet şahsında tüm Mayıs şehitlerinin önünde saygıyla eğiliyorum.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder