13 Şubat 2013 Çarşamba

Newala Xwînê: Zilan Katliamı’na Dair ilk Belgesel Filmi


Yıl 1930. İnsanlık tarihine kanlı bir dipnot olarak düşen 2. Dünya Savaşı’nın öncesi… Kürtlerin tarihine ise bir katliam daha yazılmak üzere.


Temmuz ayında Ağrı İsyanını desteklediği gerekçesiyle Erciş’in Zilan bölgesinde 15 binden fazla Kürt vadilere ve dere yataklarına toplatılıp iki hafta gibi bir sürede katledildi. Dönemin yarı resmi gazetesi olan Cumhuriyet gazetesindeki ilgili haberde, “Zilan Deresi ağzına kadar cesetle dolmuştur” cümlesi katliamın boyutunu gözler önüne seriyordu. Rakamın, Cumhuriyet Gazetesi’nin verdiği 15 binin çok daha üstünde olduğu tahmin ediliyor.

Bu katliamdan sağ kurtulanlardan yetişkin erkek olanları, “Zilan isyanının” isyancıları olarak Adana’da yargılanıp,  uzun süreli cezalara çarpıtıldı. Çoğu tifüsten yaşamını yitirdi. Kadınlar ve çocuklar da Anadolu’nun uzak yörelerine sürgüne gönderildi.

Katliamı anlatan ilk belgesel film, “Newala Xwînê-Zilan 1930” ismiyle izleyiciyle buluştu. Belgeselin yönetmenliğini aynı zamanda ANF muhabiri olan Sedat Ulugana yaptı. Tanıkların, katliam sürgünlerinin anlatımlarıyla ortaya çıkan belgeselin yapım sürecini ANF’ye anlatan Ulugana da Zilan Katliamı’nda yaşamını yitirenlerin sayısının en az 15 bin olduğunu söylüyor.

“Bazı Kürt kaynaklarında 70 binden bahsedilir. Ermeni kaynaklarında 30 binden bahsedilir. Fakat bölgenin bu kadar kalabalık bir nüfusunun olmadığı dikkate alınsa da Ağrı dağı ve bazı Serhat yörelerinden katledilme korkusuyla kaçan Kürtlerin de yerleşik nüfusa katılımıyla, Zilan’da ortalama 20 bin insanın katlinden bahsedebiliriz. Türkiye’nin o zaman ki nüfusunun 10 milyon civarında olduğunu göz önüne alırsak,  katliamın boyutunun korkunçluğu daha da belirginleşiyor” diyor.

KATLİAMDAN SAĞ KURTULANLAR ANLATTI

Ulugana belgesel için dokümantasyon çalışmalarına 2011 sonbaharında Wan’da başlamış. Ancak Wan depremi nedeniyle daha baştan ertelemek zorunda kalmış bu çalışmayı. Depremden sonra Zilan’ın bir köyünde öğretmenlik yapmaya başlayınca belgesel film için de kolları sıvamış:

“Öncelikle nerede çekim yapılacak, katliam vadilerinin tespiti, yaşayan tanıklar vb.sonra  çekimlere başladık. Newala Fedê, Newala Qerexacê, Ada Xeybê gibi katliam vadilerinde çekimler yaptık.  Katliamdan sağ kurtulan ondan fazla tanıkla konuştuk. Bu tanıklardan  Tahir Nas, Hacı Mirze Akmaz, Cemil Tonguç, Mehmet Taş hala yaşıyorlar. Tahir Nas’ın anlattıkları çok ağır şeylerdi. Kurgu aşamasında düşündüm, madem bu bir katliam belgeseli, o zaman bel kemiği Tahir Nas’ın anlattıkları olmalıydı. Nitekim  öyle de yaptım.”

SÜRGÜNLÜĞÜN ASİMİLASYONU

Belgeselde sadece katliamın tanıkları değil mağdurları, katliamın sürgünleri de konuşuyor. Zilan sürgünlerinin izi Burdur’a, Çanakkale’ye, Manisa’ya, Antalya’da Zilan adlı bir köye kadar uzanıyor. Ve işte bu çekimler sırasında en az katliam kadar acı veren bir gerçekle daha karşılaşıyor Ulugana; sürgünlüğün asimilasyonuyla…

DİRENİŞÇİ REŞO’NUN TORUNLARI

“Çekimler çok zor geçti, çünkü gerekli araçlar ya da koşulların çoğuna sahip değildik. Örneğin, bazen güneşin tekrar çıkması için çekime ara verirdik. Bin bir türlü zahmetle Zilan’daki çekimleri bitirip, sürgünleri çekmek için Batı yollarına düştük. Antalya’da Zilan adlı bir köyün sakinlerini çektik; ama onlar katliamdan önce gelmişlerdi. Sonra Burdur’un  Bucak ilçesinde, Zilan’ın Hacıkaş köyünden sürgün edilen Şencan ailesini çektik. Ardından da ailemin sürgün yeri olan Aydın Didim’e bağlı Akbük’e gittik. Çocukluğumdan beri gitmemiştim. Akbük çok değişmişti. Artık bir köy değildi. Kürtleri de artık kalmamıştı gibi... Sonra Manisa’nın Akhisar ilçesinin Beyova köyüne gittik. Burada da ünlü direnişçi Reşo’nun torunları sürgündü. Onları da çektikten sonra Çanakkale’nin  Ezine ilçesinin Mahmudiye beldesine gittik. Burada da, Zilan’dan sürgün giden Demir ailesini çektik. Sürgün çekimleri çok hüzünlü geçiyordu. Hepsi de bizi gördüklerine çok sevindiler. Akbük’de Şöhret Şam adlı ninemiz dışında hepsi Kürtçe’yi unutmuşlardı. Şöhret Şam da aslında yarı Türkçe yarı Kürtçe bir dil konuşuyordu. Sürgünlüğün asimilasyon boyutu çok çarpıcıydı.”

UNUTTURULMAYA ÇALIŞILAN BİR VAHŞET

Böyle bir katliam olmasına rağmen neden şimdiye kadar üzerinde ciddi bir çalışma yapılmamış sorumuza yanıtı “unutturulmaya çalışılmış bir vahşet” oluyor. “Zilan Katliamı, Dersim Katliamı’nın tersine unutulmuş, unutturulmaya çalışılmış bir vahşettir. Bu belgesel 1930 yılında çaresiz bir şekilde ölüme giden Kürtlerin belgeselidir. Dünya kamuoyunun görmediği, göz yumduğu bir vahşettir. Türk faşizminin sivil ölümleri ‘kahramanlık’ olarak lanse ettiği bir kıyımdır. Mesela dönemin genelkurmay belgeleri ‘bin kadar isyancı’dan bahseder. Peki ya katledilen en az 14 bin insan? Dünya devletlerinin o zaman  bu katliamdan haberdar olmadığını sanmayın. Çünkü  dönemin İngiliz istihbarat raporlarında katliam sıkça geçiyor. Mesela 2004 yılında ortaya çıkan bir İngiliz raporunda, ‘Ağrı İsyanı’nda kullanılan Lermatov marka uçakları biz Türkiye’ye verdik’ diye bir not var. Bu da Türkiye’nin ‘İngilizler isyanda isyancıları destekledi’ savını ters yüz ediyor. Daha birçok örnek ve belge sunulabilir.

Ulugana, belgeselde emeği geçenleri de unutmuyor, belgesele son halini verdiği Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Ortadoğu Sinema Atölyesi ve çalışanları, Abdullah Oğuz, sanatçı Hemê Hecî, Suna Alan, Kurdî Der’den İkram İşler’in en büyük destekçileri olduğunu vurgulayan Ulugana önceliğinin bu katliamın bilinmesi olduğunu özellikle vurguluyor. Ve ekliyor, “bu belgesel bir nebze de olsa Zilan Katliamı’na ışık tutmaya çalışıyor. Umarım bir gün Zilan Katliamı ciddi bir şekilde sorgulanır.”  Nilay Egeli / Anf

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder