3 Nisan 2013 Çarşamba

Ağrı Dağı’nda iki yıldız Dağıstan ve Lokman

 Alana bir haftadan biraz fazla bir zamandır gelmiştik. Gruplar halinde köylere giderek, hem ihtiyaçlarımızı karşılıyorduk, hem de örgütsel çalışmalar kapsamında toplantılar yaparak süreci anlatıyor, propaganda-ajitasyon faaliyetleri yapıyorduk.


Gerilla, alanda son iki yıldır,  yazın yaylaya gelenlerin zomlarına  gidiş-gelişler dışında herhangi bir faaliyet yürütmemişti. Makü zozanları denilen Morsê alanına genelde Celali aşireti üyeleri ve çevreden yurtsever insanlar geliyordu. Yine de devletin komplo ve ajanlaştırma politikalarına karşı duyarlı olmak gerekiyordu. Çünkü İran, Doğu Kürdistan halkı başta olmak üzere, dış baskılar karşısında Kürdistan’daki yurtsever potansiyelin örgütlü bir yapıda olmaması için açık ve gizli bir şekilde ajanlaştırma ve koruculaştırma faaliyetlerine hız vermişti. Alanın bu özelliklerini bilerek alana girdik.

İRAN HALKLARIN BAHARI KARŞISINDA TER DÖKÜYOR

Morse alanına geldiğimiz süreç, Ortadoğu’daki halkların başlattığı ve adına ‘bahar’ denilen serhıldan ve başkaldırıların çemberi gittikçe genişleyerek ucunun iyiden iyiye İran devletine dokunduğu bir döneme denk geliyordu. Sürecin gidişatını kendi açısından tehlikeli bulan İran, askeri ve siyasal tedbirlerini gittikçe sıklaştırıyordu. Son on yıldır Kürt Özgürlük Hareketi’nin Doğu Kürdistanlılar içinde geliştirdiği siyasi ve örgütsel faaliyetlerin etkileri belirgin bir şekilde görülüyordu. Kürt halkının özgürlükteki ısrarı ve gelişen gücü karşısında İran devleti de boş durmuyor, içte ajanlaştırma ve koruculaştırmayı çok yönlü yürütürken, dışta da Kürt karşıtı ittifaklarını başta Türkiye olmak üzere bölge güçleri nezdinde yürütüyordu. Ancak açıktan açığa Kürt halkına ve onun öncü güçlerine karşı bir savaştan ziyade, komplolarla süreci götürmeye çalışıyordu. Bu gizli savaşın ve Türklerle yaptıkları gizli ittifakların ne kadar süreceğini bilmek zor.

İran ile Türkiye arasındaki ilişkiler dış politikada bozulmuş olsa bile Kürt karşıtlığı biçiminde devam ediyordu.  Sınırlardaki ortak operasyon ve askeri tedbirler bunun sonucuydu.

TÜRKLERLE KİRLİ İTTİFAKIN SONUÇLARI AJANLAŞTIRMA VE KORUCULAŞTIRMA

Bulunduğumuz Dembat’ta yol yapmaya çalışan ordu güçleri ile on beş günlük bir çatışmadan sonra Makü Zozanlarına geçtik. Morse alanında iki yıldan sonra aktif bir çalışma yürütmeye başlayacaktık. Bir haftaya yakın bir zaman içinde çalışmaları düzene koyduktan sonra alana bağlı diğer tarafa geçmeye karar verdik. Alanı ikiye bölen bir vadiden gece karanlığında geçtikten sonra dağın yabacındaki son köyden ihtiyaçlarımızı da karşılayarak yola devam ettik.   Zozanlık bir alan olduğu için sabaha kadar yürümemize rağmen uygun bir yer bulamadığımız için derin bir vadide büyük bir kaya parçasının etrafında durduk. Günü geçirmek için noktamız burası olacaktı. Oranın uygun olup olmadığını, arazinin yapısını sabah öğrenecektik. Alanı tanımadığımız için başka da bir şansımız yoktu. Sabah hava aydınlandığında İran ve Türk devletinin sınırlarına yakın çıplak bir arazide durduğumuzu anladık.



Yedi kişiden oluşan grubumuz taşın etrafında yerleşti. Saat 10 civarında birden bardaktan boşanırcasına yağmur yağdı. Haziran sıcağında yaptığımız yürüyüş ardından bu yağmuru da yiyince, soğuk adeta kemiklerimize işledi. Hava biraz açılınca Firaz, üstümüzdeki sırtlarda “karşıda görüntüler var, dürbünü ver de bir kontrol edelim” dedi. Çevreyi dürbünle kontrol eden Firaz tepemizdeki sınır hattında İran pastarlarının olduğunu keşfetti. Ardından da bir birlik askerin tepemizde olduğunu anladık. Sakin bir şekilde önce etrafta duran açık naylonlarımızı, çantalarımızı toparladık. Lokman ise yan taraftaki kayalıklara olası bir çatışma için tırmanarak, mevzilendi. Askerlerin hareketlerini kontrol etmeye başladı. İşaret vermesi ile birlikte seri bir şekilde tek tek ve mesafeli olarak tepeye çıktık.

ASKERLER TEPELERİ TUTUYOR

Yamacın uygun bir yerinde kontrol ve keşifleri yaptığımızda askerlerin dikkatinin sınır kesimimin kuzey tarafında olduğunu gördük. Bir süre sonra da başka yöne doğru kayboldular. Askerler belki bizi görmüş ve yanıltmak için böyle davranıyorlardı. Tedbir açısından bir süre daha yamaçta kaldıktan sonra vadinin aşağılarına doğru inmeye başladık. Vadinin çok uzun olmaması ve fark edilebileceğimizden dolayı daha fazla ilerlemedik. Uygun bir yerde konumlanıp, o günü bir temas yaşamadan geçirdik. Öğle sonrasında da herhangi bir hareketlenme olmadığı için çaylarımızı kaynatıp yemeklerimizi de yedik. Lokman, Alişêr’in bizi yanına çağırdığını söyledi.

Akşam planlamasında Lokman, Dağıstan ve Zagros’un köye uğradıktan sonra Alişer’in yanına gitmesikararlaştırıldı. Ben, Firaz, Ruken ve Piraz ise, Alişêr’in bulunduğu noktaya gitmek için harekete geçtik. Grubumuz erken saatlerde noktaya vardı. Lokman’ın grubu ise gecenin ilerleyen saatlerinde geldi. Gün boyunca arkadaşlarla sohbet ettik,  tartışmalar yürüttük. Lokman ise alan üzerine yönetim tartışmaları yürüttü, planlamalar yaptı. Akşamüzeri yönetim, Gola Xane alanının dar olduğunu, kalabalık bir grubun risk teşkil edeceğini söyledi. Gola Xane’de üç arkadaşın yeterli olacağını, geri kalan dört arkadaşın da güvenlik ve kimi çalışmalar için yanlarında kalmasının daha uygun olacağını söyledi. Böylece plan yapılmış ve karar da alınmıştı.

SON GECE, SON BAKIŞLAR

Gece karanlığı çökmeden Lokman, Zagros ve Dağıstan yola çıkmıştı. Onlar yola çıktığı anda ben de günün son kontrolleri için tepe nöbetindeydim. Gözden kayboluncaya kadar, dürbün ile takip ettim onları. Dağıstan ve Lokman’ı son kez ayakta gördüğümü bilmeden dürbün ile arkalarından uzun uzun baktım. O gece Alişêr ve Firaz da başka bir çalışma için alandan ayrıldı. Geriye dört kadın arkadaş ve bir yurtsever kaldı.  Gittikleri ikinci günün öğle saatlerinde Nujin, Lokman arkadaşın grubunun pusuya düştüğünü, gruptan birbirinin koptuğunu ve şehitlerin olabileceğini söylediğinde son bir yıllık yol süreci gözlerimin önünde bir film şeridi gibi geçti. Bir yıldır yollardaydık. Yerlerimize ulaşamadığımız gibi bu kayıplar herkese ağır gelecekti. Acaba pusudan kurtulan arkadaş kimdi. Telefon görüşmeleri gün boyunca sürmüştü. Garip bir ses, önce Lokman’ın telefonundan bizimle bağlantı kurdu.  Kendisini çoban olarak tanıtan kişi; “Kardeşim iki yaralı yanımdadır. Biri ağır, diğerinin ise yarası biraz hafiftir, derin bir vadideyim”, bir başka seferde de, “çobanım, eşim çocuklarım var” şeklinde konuşmalar yapıyor, ancak ne konuştuğu telefondan, ne de bizden kimsenin ismini biliyordu. Bu biraz şüpheliydi.  İran devleti özel savaş yöntemleri ve komplolarında ‘meşhur’  olduğunu bildiğimiz için bunun da bir bilgi kirliliği olduğunu tahmin etmiştik. Bu bilgi kirliliği birkaç gün daha sürecekti. Ancak arkadaşların komploya uğradıkları ve pusu sonucunda şehitlerin olduğuydu gerçekti.

‘BİLGİ KİRLİLİĞİ İLE OYALANMAYA ÇALIŞIYORUZ’

O gün ve sonrasındaki gün boyunca operasyonlar, arama tarama faaliyetleri yürütüldü. Top atışları yapıldı. İkinci günün akşamında Zagros yaralı bir şekilde bize ulaştığında gerçeği öğrendik.  Olay şöyle gelişmişti: Arkadaşlar ikinci gün girdikleri Tahtarevan köyünde geç saatlere kadar kalıp çalışmalarını tamamlamışlardı. Köyden ayrıldıktan on dakika sonra grup yol üstünde pusuya düşürülüyor. Yakın mesafelerden atılan ilk atışlardan Lokman yere düşüyor. Zagros geri çekilirken, Dağıstan’ın geriye doğru çekildiğini ancak daha sonra çağırmalarına cevap alamadığını da anlattı. Zagros’un kendisi ise bacak, kol ve karın boşluğundan üç mermi almıştı. Mermiler karın boşluğu ve yumuşak eti delip geçmişti. Mermiler ya M 16 yada AK 74 denilen Rus silahına aitlerdi.  Zagros köyde ilk müdahaleyi yaptıktan sonra Alişêr ve Firaz’a telefonla bilgi veriyor. Sabaha karşı operasyon içinden çıkarılarak kurtarılmıştı.

‘ZAMANSIZ GİDİŞLERİNE ALIŞAMADIK’

Operasyonların son üç gündür durmadığı için yaralı bir şekilde yanımıza ulaşan Zagros’u kendi imkanlarımızla tedavi etmeye niyetlendik.  Önce yaraların dikilmesi gerekirdi. Özellikle belin sol tarafına isabet eden merminin açtığı delikten dolayı nefes alıp vermelerde zorlandığını söylüyordu. O gün öğleye doğru üstümüzdeki dağ silsilesinin operasyona çıkan askerler tarafından tutulduğunu, ambulans, top arabası gibi birçok silahla donatıldığını gördük. İran güçleri hazırlıklı gelmişti. Tam da şehit edilenlerin intikamını almanın zamanıydı. Ancak yanımızda yaralı vardı. Ve pozisyonumuz uygun değildi. Bunun üzerine uygun bir yerde konumlanarak, beklemeye başladık. Onlar ise ikindi vakti çekildiler. Dembat’tan başlayan ve tüm hat boyunca sürdürülen askeri hareketliliğin 2011 Kandil savaşına bir hazırlık olduğunu daha sonra anladık.

KOMPLO VE İHANETLER YENİ CANLAR ALIYOR

Gece karanlığında önce öncüler ardından grup olarak harekete geçerek farklı bir alana geçecektik. Son bir yıldır hemen her gece birlikte yürüdüğümüz, esperileri, emekçi ve mütevazi duruşu ile herkese moral ve güç veren Dağıstan grubumuzda olmayacaktı. Kültür komitesindeki duruşu, birikimi ve ortaya çıkardığı eser ile yeni toplumun en fazla ihtiyaç duyduğu bir süreçte aramızdan ayrılmıştı.   Ararat’tan getirdiği güller yüzünde oluşturduğu tebessüm bir türlü gözlerimizin önünden gitmiyordu. Yine cesareti ve duruşu ile farklı olan Lokman yanımız da olmayacaktı. Gecelerin şaşmaz ve korkusuz öncüsü Lokman uzun yıllar gerilla saflarındaydı. Zap savaşı dahi, Doğuda birçok kez İran gerici güçlerine karşı çatışmalara girmişti. Ancak Kürdün genlerine sinen ihanet ve komplo sonucu geliştirilen hain bir pusuda ansızın çekip gitmişti. Fiziki olarak bize kuryelik yapamayacaktı. Ancak inancı kararlığı ve özgürlük mücadelesindeki inatçı duruşu ile sürekli öncümüz olmaya devam edecekti. Yokluklarına alışamayacaktık.

Gece karanlığında kabarık bir duygu yoğunluğu ile yeni ufuklara doğru yol alıyoruz. Onları fiziki olarak geride bırakmış, ama amaçlarının yükünü omuzlayarak güneşe doğru yürüyorduk. Onları yaşatmak için güneşe yakın olmaktan geçtiğini daha iyi anlıyoruz.

DELİL DİCLE - BEHDİNAN

ANF


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder